Orta Avrupa Gezisi ve Kutna Hora

2 Comments

Kutna Hora 

Kutna Hora,Prag’ın yaklaşık 70 km. doğusunda, Çek Cumhuriyeti’nin Bohemya bölgesinde bulunuyor. UNESCO’nun Dünya Mirası Listesinde yer alan bu küçük şehrin önemi ise gümüş madeni açısından zengin bir şehir olmasıymış. Orta Çağ Avrupa’sının en geniş gümüş kaynaklarından birisiymiş ve 13. yüzyılın sonlarında Avrupa’nın toplam gümüş üretiminin üçte biri bu şehirden sağlanmaktaymış. Bu yüzden de 13. yüzyıldan 16. yüzyıla kadar Bohemya Krallığı’nın ikinci en önemli şehri haline gelip, Prag’ın ekonomik ve politik anlamda rakibi olmuş. 

Orta Avrupa gezimizde benim burayı görmek istememe ve merak etmeme neden olan ise, Kemikli kilise. Hakkında okuduklarımdan sonra görmek için sabırsızlanıyorum diyebilirim. O kadar insanın kemiklerinden nasıl bir kilise oluşmuş, gidip görmeden olmazdı. Bu yüzden de bugünümüzü buraya ayırdık. Ama uyuyakalıp biraz geç kalkınca, kahvaltı faslı falan da derken, gitmek için ancak öğleye doğru tren istasyonunda olabildik. Hava kararana kadar gezebildiğimiz kadarını gezeriz artık.

Kutna Hora’ya nasıl gidilir?

Kutna Hora’ya, Prag’dan trenle ya da otobüsle gidebilirsiniz. Trenle Hlavna Nadrazi istasyonundan biletinizi alabilirsiniz. Yol 1saat 15 dakika kadar sürüyor. Otobüsle ise Florenc terminalinden gidebilirsiniz. Otobüs biraz daha uzun, 1,5 saati geçiyor. Biz trenle gitmeyi tercih ettik. İnince de heryeri hızlı  yürüyerek gezdik. Zaten küçük bir şehir.

Kutna Hora’da gezilecek yerler

Şehir eski dönemlerdeki önemini yitirmiş olsa da günümüzde halen çok sayıda ve iyi korunmuş Orta Çağ mimarisine sahip yapıları ile pekçok turistin ilgisini çekiyor. Benim gibi birçok turistin buraya gelmesinin birincil nedeni ise bütün içi insan kemikleriyle dekore edilmiş olan Kemikli Kilise. Biz de ilk olarak, istasyona yaklaşık 1km uzaklıktaki Sedlec Ossuary yani Kemikli Kilise yolunu tuttuk.

Kemikli Kilise ( Sedlec Ossuary )

Kilisenin kapısından girdiğinizde, hangi ülkeden geldiğinizi soruyorlar, ona göre kilise hakkında tercüme edilmiş döküman veriyorlar. Türkiye dediğimizde Türkçe olarak verilmesine şaşırdık. Çünkü şimdiye kadar hiçbir yerde Türkçe tercümeye rastlamadık. Daha girişten kemiklerle dekorasyon sizi karşılıyor.

Efsaneye göre Çek kralı II. Otokar 1278 yılında Sedlec Manastırı başrahibi Heinrich’i kutsal topraklara elçi olarak gönderir. Heinrich Kudüs’ten ayrılırken Golgotha’dan bir avuç toprak alır ve bu toprağı manastırın mezarlığına serper. Böylece mezarlık kutsal toprakların bir parçası gibi görülür. Sadece Bohemya değil, tüm orta Avrupa’dan da insanlar buraya gömülmek ister.

Mezarlık veba salgınlarında çok genişler, 1318’deki salgında buraya 30.000 kişi gömülür. Husit savaşları ve diğer savaşlar da bu sayıyı artırır. Mezarlık 3,5 hektara kadar genişler. Yarı kör bir Sisteryan keşişi tarafından 1511’de mezarlıklar açılıp, çıkarılan kemikler önce kilisenin bahçesine, daha sonra da kilisenin içine 6 adet  piramit şeklinde yığılır. 

1703-1710 yılları arasında İtalyan asıllı Çek mimar Jan Blazej Santini kiliseyi yeniden inşa eder. Kilisenin iç dekorasyonunda kullanılan, insan vücudunda bulunan tüm kemikleri içeren büyük avize, piramitler ve piramitlerin üzerindeki taçlar da onun eseridir.

İmparator II. Josef tarafından kapatılan kilisenin mülkleri Schwarzenberg ailesi tarafından satın alınır. Kilise’nin Swarzenberglerin eline geçmesinden sonra, günümüzdeki kemikli dekorasyon Çek ahşap oymacısı Frantişek Rint tarafından yenilenir. Adını aşağı inerken sağda  duvarda yazılı olduğunu da görebilirsiniz : ( FRANTISEK RINT Z ÇESKE SKALICE – 1870) Rint, orijinaldeki altı kemik piramidinin ikisini bozarak bugün görebileceğiniz dekorasyonu yapar.

Piramitlerdeki kemikler birbirine bağlanmadan üst üste yığılmıştır. Bu insan kemikleri, Tanrı’nın mahkemesine çıkmış olanları sembolize etmektedir. Ölümün hiçbir fark gözetmediğini, herkesin yeniden yaşama çağrılacağını, ancak yaşamını dürüst, adil ve hakça sürdürenlerin sonsuz mutluluğa ve cennete ulaşacaklarını simgeleyen bu piramitlerin üzerindeki taçlar ise Cennet’i temsil eder.

Şapelin ortasında büyük bir avize bulunmaktadır. Avizede insan vücudunda bulunan tüm kemikler kullanılmıştır. Avizenin altındaki bir girişte ise Kutna Hora’nın ileri gelenlerinden 15 kişinin kemikleri bulunmaktadır.

Ayrıca Schwarzenberg ailesinin armasını da dekorasyona yerleştirir. Bu armadaki karga figürü, ‘’Türk’ün gözünü oyan karga’’ olarak Schwarzenberglerin 1591 yılındaki Raab savaşında Türkleri yenmelerini sembolize etmektedir.

Yaklaşık 40.000 insan iskeletinin olduğu tahmin edilmektedir. Bu kilise insanoğluna ”ebediyetin değerini ve gerçekliğini” hatırlatmaktadır.

Kutsal Meryem Ana’nın Göğe Kabulü ve Yahya Kilisesi

Kemikli Kiliseden çıkınca ilk durak, Kutsal Meryem Ana’nın Göğe Kabulü ve Yahya Kilisesi oluyor. Sedlec’teki katedral, Our Lady of Cathedral, olarak UNESCO Dünya Mirası listesindedir.

Katedral, 1300’lerin başında kral Wenceslas II tarafından kurulan eski Sistersiyan manastırının bir parçası. Katedral Yüksek Gotik tarzda inşa edilmiş ve Bohemya Krallığı’nın en görkemli kilisesiymiş. Kilise ile birlikte manastır 1421 yılında Hussitler tarafından yakıldıktan sonra ve 18. yüzyılın başlarına kadar yenilenmemiş.

Katedral çıkışında yürüyerek yukarılara doğru çıktık. Kutna Hora sokaklarının sükuneti ile sokak aralarından görüntüler.  

Biz heryere yürüyerek gittik, dediğim gibi zaten küçük bir yer. Hem etrafı sokaklarda yürüyerek görmek, daha bir keyifli oluyor. Şimdiki hedefimiz İtalyan Mahkemesi, Aziz Barbara Kilisesi ve Cizvit okulunun yolunu tuttuk. 

İtalyan mahkemesi

İtalyan mahkemesi, Kutná Hora’nın gümüş madenciliğinden zengin olduğu zamanlarda gümüş sikkelerin üretildiği yer. Kral II. Wenceslas tarafından 1300 yılında para reformunu uygulamak için çağrılan Floransalı bankacıların adından söz ettirmekte ve bu reformun bir parçası olarak, krallığın etrafına dağılmış olan darphaneler de kapatılmış. Karmaşık bir müze ve Belediye Binası olarak kullanılan bina, Kutná Hora’nın en çok ziyaret edilen turistik yerlerinden birisi.

İtalyan Mahkemesini gezmek için rehberli turu katılmak isterseniz, yaklaşık 40 dakika sürüyormuş. Biz geç kaldığımız için ve fazla vaktimiz olmadığından katılamadık ve içini gezemedik. 

St. Barbara Katedrali

Üç çadırlı çatısı ve benzersiz tasarımı ile Kutna Hora’ya hakim bir tepede kurulan St. Barbara Kilisesi (St. Barbara Katedrali ), UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alıyor. Kilise, Madenciler katedrali olarak da biliniyor. İnşaatı 1388’den başlayıp 1905’te Neo-Gotik restorasyon ile sona eren 500 yılı aşkın bir süreyi almış.  Kilisenin dış cephesi gibi, iç kısmı da çarpıcı ve oldukça karmaşık. İç mekânın birçoğu Kutná Hora’nın maden hayatından sahneleri tasvir ediyor. Katedral geç dönem Gotik ve Rönesans tablolarının galerisine ev sahipliği yapmaktadır.

 

Cizvit Okulu

Cizvitler, Utraquist kasabasını Katolikliğe çevirmek için 1626’da Kutná Hora’ya kadar gelirler ve ilk olarak çocukların dikkatlerini çekerler ve kapalı bir köprü ile de St. Barbara Katedrali’ne bağlanarak yanında bir kolej kurarlar.

Cizvit Koleji, 1667 ile 18’inci yüzyıllar arasında inşa edilmiş. Binanın aslen üç kulesi varmış. Binanın önüne bir teras ve üzerine 13 adet aziz heykeli yerleştirilerek alçak bir duvarla çevrilmiş. Bina şimdilerde sadece sanat galerilerine ev sahipliği yapıyor.

Kış olduğundan heryer erken kapandığı için, Aziz Barbara Katedrali de dahil, istediğimiz gibi gezemedik. Hava da yavaş yavaş karamaya başladığından fotoğraflarımızı çekerek dönüş yoluna geçtik.

Şehir meydanında da her yer kapalıydı ve biz de bekleyen trenle Prag’a doğru yola çıktık.

 

2 Responses to “Orta Avrupa Gezisi ve Kutna Hora”

Bir cevap yazın

Translate »
%d blogcu bunu beğendi: